Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Xanthi City Guide

Yunanistan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yunanistan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Mayıs 2021 Cumartesi

1 Mayıs İşçi Bayramı

 1 Mayıs İşçi ve Emekçiler Bayramı, işçi ve emekçiler tarafından dünya çapında kutlanan, birlik, dayanışma ve haksızlıklarla mücadele günü. Dünya üzerindeki pek çok ülkede, resmî tatil olarak kabul edilmektedir.



 Türkiye'de ilk kez 1923'te resmî olarak kutlanmıştır. 



 Yunanistan'daki ilk işçi hareketleri, 19. yüzyılda tütünün gelişmesiyle eş zamanlı olarak yaratıldı.

O zamanlar Osmanlı idaresi altında olan Yunanistan'da ilk grev, 1 Mayıs 1888'de Drama şehrinde tütün işçileri tarafından on saatlik ana taleple gerçekleştirildi, o sırada işçiler günde on iki ila on üç saat çalışıyordu. 1936'da Selanik tütün işçilerinin gösterileri doruğa ulaştı. Olaylar, işçilerin taleplerinin reddedilmesinin ardından bir fabrikanın işgal edilmesiyle Şubat ayı civarında başladı ve diğer fabrikalardan tütün işçilerinin desteğiyle devam etti. İşçilerin seferberlikleri, kentte 1936 yılının Mayıs ayında, kana bulanan tütün işçilerinin büyük grev ve gösterisiyle, toplam on iki ölü ile doruğa ulaştı.



İlk kez 1856'da Avustralya'nın Melbourne kentinde taş ve inşaat işçileri, günde sekiz saatlik iş günü için Melbourne Üniversitesinden Parlamento Evi'ne kadar bir yürüyüş düzenlediler.



1 Mayıs 1886'da Amerika İşçi Sendikaları Konfederasyonu önderliğinde işçiler günde 12 saat, haftada 6 gün olan çalışma takvimine karşı, günlük 8 saatlik çalışma talebiyle iş bıraktılar. Chicago'da yapılan gösterilere yarım milyon işçi katıldı. Luizvil'de (Kentaki) 6 binden fazla siyah ve beyaz işçi, birlikte yürüdü. O dönemde Luizvil'deki parklar, siyahlara kapalıydı. İşçiler, sokaklarda yürüdükten sonra hep birlikte Ulusal Park'a girdi. Her eyalet ve kentte, siyah ve beyaz işçilerin birlikte yaptığı gösteriler, gazeteler tarafından, 'Böylece ön yargı duvarı yıkılmış oldu' şeklinde yorumlanmıştı.



Bu gösteriler 1 Mayıs'ı izleyen günlerde tüm harareti ile devam etti ve 4 Mayıs'ta kanlı Haymarket Olayı'na yol açtı.


Uygulanan yasal baskılarla bu gösterinin tekrarlanması engellendi. 14 Temmuz-21 Temmuz 1889'da toplanan İkinci Enternasyonal'de Fransız bir işçi temsilcisinin önerisiyle 1 Mayıs gününün tüm dünyada "Birlik, mücadele ve dayanışma günü" olarak kutlanmasına karar verildi. Böylece ikinci gösteri 1890 yılında yapılabildi.


Zamanla 8 saatlik iş günü birçok ülkede resmen kabul edildi. 1 Mayıs böylece işçilerin birlik ve dayanışmasını yansıtan bir bayram niteliğini kazandı. Günümüzde sosyalist ülkelerde (Çin, Kuzey Kore, Vietnam, Laos, Küba, Venezuela, Nepal, Bolivya) ve daha birçok ülkede tatil günü olan 1 Mayıs'ı işçiler büyük kitle gösterileriyle kutlar; bazı ülkelerde 1 Mayıs siyasal bir eylem biçimini de alır.

24 Nisan 2021 Cumartesi

Midyeci Ahmet’in yeni fabrikası ve şubesi Yunanistan’da açıldı

 MÜJDE!!!   MÜJDE!!!   MÜJDE!!!

Sosyal platformlardaki paylaşımları ile

sosyal medyanın en çok konuşulan isimlerinden biri olan 

Türkiye'li iş adamı

Midyecilerin Kralı / Lord of Mussels

Midyeci Ahmet​,


yeni şubesini Mars'a değil

HELAL belgesi ile birlikte

Yunanistan’ın Selanik şehrine açtı.

https://www.youtube.com/watch?v=ieoMm8xh_2A&t=601s



Onlarca Batı Trakyalı soydaşlarımıza da

Avrupa standartlarına uygun fabrikasında

iş imkanı sağlayan başarılı girişimciyi

TEBRİK EDERİZ, TEŞEKKÜR EDERİZ

İŞLERİNDE DAİMİ BAŞARILAR DİLERİZ.






Arenmahalle sakinlerinden

Ertem​ ve Sinan​ KAVAZ kardeşlerin

bu girişimin gerçekleşmesinde ve başarısında

büyük rol oynadıklarını

hatırlatmak isteriz.

SİZİNLE GURUR DUYUYORUZ




Ahmet Çiçek

”Selanik Aristotales meydanı, Atamızın evi ve Lefkos Pirgos(Beyaz kule)’un tam kalbindeyiz artık efendim. Hiç kimse rastlantıyla ya da onun aracılığıyla doğru ve akıllı olmaz. Hiçbir dahi, biraz çılgınlık karışımından yoksun olmaz. Aristtoteles, bundan 2500 yıl önce kimi tarif etmiş olabilir acaba” ifadelerini kullandı. 4 yıl içerisinde Midyeci Ahmet’in Yunanistan’da bulunan şubesi hizmete girdi.




3 Nisan 2021 Cumartesi

Şerif Gören (İskeçeli Türk film yönetmeni)

 Şerif Gören kimdir



Şerif Adak Gören, 14 Ekim 1944 tarihinde Yunanistan’ın Batı Trakya bölgesinde yer alan İskeçe’de doğdu. Çocukluğunun ilk yılları İskeçe’de geçti.


Çocukluğunun ilk yılları İskeçe’de geçti. 1956 yılında dönemin cumhurbaşkanı Celal Bayar adına verilen bir bursu kazanarak Türkiye'ye geldi ve İstanbul Erkek Lisesi'nde okula başladı. Daha sonra bir tanıdık vasıtasıyla Hürrem Erman'ın sahibi olduğu Erman film stüdyosunda kurgucu olarak iş buldu. Sinemayla ilişkisi on sekiz yaşında, 1962 yılındaki bu tesadüfle başladı.



1966'dan itibaren Yılmaz Güney ile çalışmaya başladı. Bu dönemden itibaren Güney ile birlikte senaryo denemelerine başladı. 1970 yılında Yılmaz Güney’in çevirdiği Canlı Hedef filminde yardımcı yönetmenlik yaptı. Gören'in, yönetmen olarak imza attığı ilk film, 1974 yılında senaryosunu Yılmaz Güney ile birlikte yazdığı Endişe filmidir. Bu film kendisine 12. Antalya Film Festivali'nde en iyi yönetmen, Yılmaz Güney'e ise en iyi senaryo ödülü getirdi.



Gören Deprem ve Köprü gibi filmler çekti. 1982 yılında senaryosunu Yılmaz Güney'in yazdığı ve Gören'in yönettiği Yol filmi, aynı yıl düzenlenen Cannes film festivalinde en iyi film ödülünü aldı. Tarık Akan, Şerif Sezer, Halil Ergün gibi önemli oyuncularla çalıştığı bu film anlatımı ve konusuyla hâlen Türk sinemasının en önemli filmlerinden biri olarak kabul edilmektedir.



Gören Yol filminden sonra yeni çalışmalar yaptı. Sinema hayatının son döneminde Tomruk, Sen Türkülerini Söyle, Kurbağalar, Yılanların Öcü gibi önemli filmler çekti. 1993 yılında çektiği Amerikalı filminden sonra bir daha film çekmeyeceğini açıkladı. Neden olarak da bu filmin yeterince ilgi görmemesi olarak gösteren Gören, sinema dilinin toplumla uyuşmadığını belirtmiştir.



Amerikalı filminden sonra sinemadan uzak kalsa da son dönemlerde Serseri Aşıklar, Kırık Ayna ve Ah İstanbul adlı dizileri yönetti. Son olarak babasına ithaf ettiği İskeçe 1955 adlı kısa filmi çekti; filmin tamamlanmasından kısa bir süre önce babasının vefat etmesiyle bu filmi babasına izletemedi.


Şerif Gören'in yaşamı ve sineması, Ali Karadoğan'ın 2005 yılında Phoenix Yayınları'ndan çıkan Film Çeviriyorum Abi: Şerif Gören Sinemasında Öykü Söylem ve Tematik Yapı adlı kitabında incelendi.


Bir dönem Antalya Film Festivali jüri başkanlığı yapan Gören, festivalin git gide film şirketleri egemenliğine girdiği ve özgünlüğünü yitirdiği gerekçesiyle 2007 yılında bu görevinden istifa etti.


Çalışmaları

Şerif Gören, 1980 öncesi Türk sinemasına damgasını vuran, Metin Erksan ve Ömer Lütfü Akad'ın başlattığı, Yılmaz Güney'in ise altın çağını yaşattığı toplumsal gerçekçilik akımının ikinci kuşağını oluşturan başlıca yönetmenlerdendir. Kendisinin de her fırsatta dile getirdiği gibi Yılmaz Güney ile olan dostlukları ve işbirlikleri sayesinde deneyimlerinden ve yaratıcılığından daha etkin bir şekilde yararlanma ve bunları çalışmalarında daha iyi bir şekilde kullanma fırsatı bulmuştur.


Gören sinema sektöründe pek çok farklı işte çalışmıştır. Yönetmenlik çalışmalarının dışında senaryo, kurgu, post-prodüksiyon, müzik direktörlüğü ve oyunculuk deneyimleri de yaşamıştır.


Filmlerindeki karakterlerin genelde sistem tarafından yok edilmeye çalışılan ya da sisteme uyum sağlayamayan güçlü karakterler olması, Şerif Gören sinemasının en temel ve ayırıcı özelliklerinden biridir. Gören, sinemasında işlediği konuları kendi zamanındaki güncel sorunlardan alır. Kişinin yaşadığı dünya ile olan psikolojik savaşı, toplumdaki düzensizlikten kaynaklanan ağır yaşam koşulları, göçlerin sebep olduğu kimlik bunlarımları ve kentleşmeden kaynaklanan yabancılık duygusu Şerif Gören'in sıklıkla işlediği konular arasındadır. Gören, sinemanın sanatsal gücünü kullanarak alt tabakanın kendi içinde yaşadığı hayata eğilmiş ve pek çok yer altı hikâyesini sinemayı kullanarak gün yüzüne çıkartmıştır. Kent, göç, kimlik, var oluş ve gelenekler gibi ana temeller üzerinden eserler vermiştir.



Dönemin önde gelen oyuncuları ile çalışan Gören genelde ara rollerde bulunan ve izleyicinin dikkat etmediği pek çok oyuncuya alışmışın dışında roller vererek izleyicinin dikkatini çekmiş bu yönüyle de sinemasına oyuncu ve karakter zenginliği katmıştır.


Gören, dönemin teknik imkânsızlıklarına rağmen filmlerinde kullandığı efektler ile Türk sinemasına pek çok yenilik katmıştır. Ayrıca İstasyon ve Yol filmlerinde en az iki köpeğin ve bir atın gerçekten canlarına kıyılmıştır.

kaynak vikipedi

Ayrıca

Nebil Özgentürk'ün hazırladığı Türkiye'nin hatıra defteri adlı belgeselde yayınlanan, yönetmenliğini Şerif Gören'in yaptığı

TÜRK TOHUMU adlı kısa filmin

birinci bölümünü burada

ikinci bölümü de burada izleyebilirsiniz.

Başrollerde

Tamer Karadağlı ve Başak Köklükaya oynuyor.

Bu filmde

kendisinin de şahit olduğu

İskeçe 1955 olayları anlatılıyor.

Bir de,

filmin hazırlanmasını merakla bekleyen

fakat yayınlanmadan vefat eden babasına

armağan ettiği belirtiliyor.




4 Mart 2021 Perşembe

Çiknopempti (Τσικνοπέμπτη)

 Çiknopempti (Τσικνοπέμπτη)



Çiknopempti ''Dumanlı ızgara Perşembesi'',

Yunanistan'da

karnaval sezonu için geleneksel kutlamaların bir kısmıdır.


Bilindiği gibi,

Yunanistan'da

Ortodoks Hristiyanların 

Paskalya bayramlarının öncesi

kutlanılan 3 hafta vardır.


Bu 3 haftanın 

ilk haftası PROFONİ diye adlandırılır.

İnsanlar duyan duymayana

karnavalların geldiğini duyurdukları için.

İkinci haftasına KREATİNİ denilir,

bu haftada Hristiyanlar et mamülleri tüketir

çünkü karnavalların sonunda oruçları başlar.

Üçüncü haftası da TİROFAGOU adlanır

ve bu hafta peynir ve çeşitleri tüketilir.



Çiknopempti

İkinci haftanın (et haftasının)

Perşembe gününe düşer

bu da karnavalların son gününden

10 gün öncedir.


Çiknopempti,

et haftasının Perşembe gününe verilen isimdir.

Bu kutlama,

tutulan 40 günlük orucun öncesinden kalan

etlerin, festival havasında tüketilmesi için

şehrin halkına verilen bir fırsattır.

Aslında, tarihsel bakışta,

farklı dönemlerin alışkanlıklarını hatırlamak için kutlanır.

Öyle zamanlar ki,

herkes lokmalr pişirir,

şarkılar söyler,

dans eşliğinde şarap içerek eğlenirdi.



Bu gece,

şehrin dernekleri,

oyunlarla, müziklerle

Yunanistan'ın farklı bölgelerindeki lezzetlerle eğlenirler.

30 Ocak 2021 Cumartesi

İskeçe üzerinde Amerikan helikopterleri

 



Yunanistan izin verdi:
 30 ABD saldırı helikopteri Dedeağaç'ta



ABD'nin Yunanistan ile yapılan ortak tatbikatın ardından 30 adet 'Black Hawk' tipi saldırı helikopterlerinin Dedeağaç Dimokritos Havalimanı'nı merkez üs olarak kullanacağı bildirildi.
Yunanistan, 61'inci istikşafi görüşmeleri ile Türkiye ile ilişkileri sıcak tutmak için uğraşırken, diğer yandan ABD ile ortak askeri tatbikatlara hız verdi. Yunanistan'ın ABD ile ortak tatbikat sonrası, Amerikan silahlı kuvvetlerine Trakya bölgesine askeri yığınak için izin verdiği bildirildi. 
ABD askerleri için ofis talebi
Batı Trakya bölgesinde bulunan Dedeağaç (Aleksandrupolis) Dimokritos Havalimanı Müdürü Stelios Zantanidis’in yerel medyaya yaptığı açıklamada, ABD’ye ait 30’dan fazla ‘Black Hawk’ saldırı helikopterinin, Dimokritos Havalimanı’nı üs olarak kullanacağını belirtti. Şubat-Ağustos arasında havalimanını üs olarak kullanacak helikopterlerin aynı zamanda yakıt ikmali ve bakımının da yine havalimanında yapılacağı ifade edildi. ABD'nin Dedeağaç Havalimanı Müdürü Zantanidis’ten hangar, Amerikalı komutanlar için ofis ve idari alanlar talebinde bulunduğunu açıkladı.

kaynak 
https://tr.sputniknews.com/abd/202101291043686091-yunanistan-izin-verdi-30-abd-saldiri-helikopteri-dedeagacta/



8 Ocak 2012 Pazar

ANTİKA RESİMLER 2

 Yine eski bir fotoğraf. İlk önce gördüklerimizi anlatalım, sonrada konuları biraz açalım isterseniz. İsterseniz diyorum, çünkü bu yayımlamanın ve her bir payalaşmamızın en alt kısımlarında hem tepkinizi gösterebilirsiniz hem yorumunuzu yapabilirsiniz.
 Gördüğümüz sokak, mahallemizin şehrin yeni kısmından eski kısmına giriş noktasıdır. Bu yolun sağında ve solunda bulunan evlerde halen günlerimize kadar ikamet edenlerin çoğu hristiyandır. Bunun anlamı bir ''GETO'' kapısı olduğu KESİNLİKLE değildir. Bunun anlamı aslında bir sırdır, yıllardan beri iki medeniyetin bir arada nasıl geçinebilmemin içinde saklıdır. Bizlerden önce (bu sayfayı takip edenlerin en yaşlısı kim ise, ondan bile öncekileri) bu verimli topraklarda yaşıyan iki farklı dine ibadet eden kişiler, buğünkü kişilere örnek olmalıdır. Nasıl başardıklarını az ya da çok biliyoruz. Herkes dedelerinden ninelerinden hikayeler dinlemiştir. Bize kalan mirasları, onların yaşadıklarına kulak asarak bu arkadaşlığı daha da ilerletmek tir.
 Fotoğrafta başka bir ilgi çekici ise ''sakin''dir. Bu kişi çok büyük bir tartışma açabilir. Tartışma derken daha çok kimliğinin tespiti hakkında olacaktır. Çoğumuzun aklına eminim ki bir kişi hemen geliyor, o da Eminabi'dir. Eminabi derken hangisinden bahsettiğimide anlıyorsunuz, ama anlamayanlar için yazıyorum, Semihaabla'nın eşi ve Meliserabla'nın babası. Hani birisin evini tarif ederken deriz ya ''Arenmahalle'ye çıkarken Eminabi'nin köşesini dönerken'', işte o kendisi. Eminabi mahallemizin yerlilerindendir ve ailesi herkes tarafından saygı ile anılır. Tabii kesinlikle Eminabi olduğunu söyleyen birisi yoktur, varsa bize haber versinde biz de yazdıklarımızı doğrutalım.
 Resimde görünen kim ise, bize bu mahallede istikamet edenlerin hayatlarınn acı çektiren bir açısını da gösteriyor, ve bu bir gerçektir. Sol kolunun biraz daha yüksekte olması, vücudunun verdiği ifade ve elinde çarşı çantası gibi görünen objekt bize ne demek istediğini anlamışsınızdır. Bu kıvırıklık mı desek, fıtıklık mı desek, anatomik belirti Arenmahallenin her bir ailesinde ve her bir evinde rastlanan bir ortopedi anormallik tir. Bu anormallikte yaşam tarzının belirtisidir. Bakmayın siz bugünkü günlerdeki araba çoğunluğu olayına, ama yirmi (20) yıl öncesi hepimiz bu diklikleri ellerimizde pazarlık dolusu çantalar ile tırmanırdık. Düşünebilirmisiniz, her Cumartesi, İskeçe pazarına inmek o kadar keyif verici bir yürüyüş iken, geri dönüşümüz ne kadar işkence olabilirdi? Kilolarla alınan yiyecekler yetmezmiş gibi, üzerine süsler, yeni giyecekler ve imkânı olanın oyuncaklarla dolu olan eller, bir de o yoğun yokuşa tırmanmak ne demekmiş? ''Ha Bismillâh'' ve... ilk durak Kemalabi'nin dükkânından sütte almak vardı. İkinci durak ''Eminabi'nin köşesi''. Ve son durak artık evlerimizn kapı önü. Nasıl düz kalır o omurga kemikleri söylermisiniz? Kaç kambur bilirsiniz?
 Bu iki paragraf/olay/hatıralarda kalmak zorundayız çünkü daha paylaşılacak çooooooook fotoğraf/hatıra var. Ama unutmayın ki, bu ve diğer paylaşımlarımızın altına siz de kendi anılarınızı veya önerilerinizi yazabilirsiniz. Yazıyı okuduğunuzda tepkinizi göstermey unutmayın. Eğer bir reklâmada tıklarsanız yardım etmiş olursunuz, ve bundan dolayı desteğiniz ve takip ettiğiniz için sizlere TEŞEKKÜR ederiz.

6 Ocak 2012 Cuma

ANTİKA RESİMLER 1

İskeçe Metropol kilisesi meydanında çekilmiş bir fotoğraf, ikinci planda mahallemizin camisi ve minaresini görebiliyoruz. İlk planda Metropolitin binasındaki çınar ağaçları, sonra soldaki kurumuş ağaç kalemizin direğiydi aynı zamanda. İskeçe 1. İlk okulun bahçesinde top oynadığımız çok olurdu. Bahçenin bir yandan kalesi olmadığı için, iki ağaç tam kale mesafesinde ekilmiş iken, direk rolünü üstlenirdiler. Yunanlı yaşımızdaki arkadaşlarla aramızda Türkiye-Yunanistan maçları genelde kavga ile zamanından önce biterdi. Mahallemizin kendi sahalarından bir tanesi olarak, diğer mahalleler ile oynadığımız maçlarda da kullanılırdı. Top çok kez Metropolit binasının haremine kaçınca, koskocaman (2 metrelik) duvarları bir hamlede geçerdik. Mahallemizin amfiteatrik olarak inşaa edilmesi, aynı anda mükemmel akustiğe sahipti. Annelerimizin çağrılarını çok net bir şekilde duyar hemen evlerimize koşardık. Fotoğrafın siyah+beyaz olması, hatıralarımızın canlanmasına daha da sebep oluyor (nedense?).